Vincent Van Gogh Eye

07.10.24

Erken kalkıp su samurlarını düşünebilirdim ama benim başka şeyler düşünmem gerekliydi. Bir su samurunun ortalama hayatının üç katından daha fazla süredir dünyada yer işgal ediyordum ve bu işgal hiçbir su samurunun hayatı için engel teşkil etmiyordu. Hayvanlar ile arkadaş hatta dost olabiliyordum. İnsanlar ile arama ise hayvani iç güdülerimi koyuyordum. Kimi zaman vahşi kimi zaman ise ürkektim. En ufak çıtırtı dahi irkilmeme neden oluyordu bazı zamanlar. Ne zaman endişe kaplasa içimde bir yerleri kulaklarımda çıtırtılar peydah oluyordu. Çok korkuyordum ama hiç belli etmiyordum.

Fiiller canımı sıkıyordu. Hayal dünyasında bir battaniyeye sarılıp ağlamak reel dünyada bir battaniyeye sarılmaktan çok farklıydı çünkü. İç sesime kulak verip kendim gibi yaşamak istediğim için çok eleştirildim ve ziyadesi ile örselendim. Artık fiiliyata dökmeden pasif agresif nöbetler halinde soluk alıp veriyorum.

Aklımın labirentlerinde kayboluyor, kayboluyor ve kendi lanet hikayemde hep en son ben ölüyordum. Altı yüz ellinciden sonra çok can sıkıcı olabiliyor. Bu sabah düş kurdum yine ve iki bin dört yüz yetmiş altıncı kez kaybettim. Kişi kendi kurmaca hikayesinde nasıl kazanamaz hala anlamış değilim. Ben çoğu şeyi anlamış değilim hala. Daha gençken bende idrak yolları tıkanıklığı var derdim. Ömrüm kendimde kusur aramakla geçti. Eminim Sigmund Freud un bu konuda da bir fikri vardır.

Beni anlayabileceğine dair ümidim olan insanların çoğu artık aramızda yaşamıyor, kalan kısmı ise Türkçe bilmiyor. Kendi kurmaca paralel evrenimin en güzel yanı da bu işte, herkes aynı dili konuşuyor. Birisi düştüğü zaman herkes onun yardımına koşuyor da demek isterdim ama bu pek mümkün değil. Çünkü burası benim evrenim ve kimsenin düşmesine, yaralanmasına, hatta canının acımasına izin vermiyorum. Kimseyi kimseye muhtaç etmediğim, benim güzel paralel evrenim.

İçimden geçenleri ne zaman bir metine dönüştürmek istesem gözlüklerime ihtiyaç duyuyorum. Bazen saatlerce gözlüklerimi arıyorum aynı odanın içinde. Odam da kafamın içi gibi karmakarışık olabilir. Gözlerim biraz hasta son on yıldır falan. Tıbbi bir açıklaması vardır eminim lakin ben başka bir sebebi olduğundan çok eminim. Nedenini araştırmak gerekseydi hiç çabalamazdım. Bana göre gördüklerim ağır gelmeye başlamıştı artık ve beynim bir mola talep etmişti. Gözlerimle olan bağım işte o zamanlar kesildi.

Sararmış çayırlarda yürüdüm yıllarca Gogh ile hani o sizin de tanıdığınız Van Gogh. Anlattım kısık bir ses ile ne olup bittiyse. Hiç yeşermedi bir daha çayırlar o günden sonra, Gogh hep sarı resmetti paralel dünyasını ve biliyorum ona da benden işittikleri ağır geldi. Bir sabah birleşim yerinden kesti sol kulağını. Bana Paul derdi Gogh, kızınca ise Gauguin. Bir süre sonra varlığımı da inkâr etti. Gaipten bir ses diye bahsetti benim için.

Gerçek ile hayali ayırt edebildiğim günlerin çok geride kaldığını fark edebiliyorum artık. Mesela hayal gibi gerçeklerim ya da bazen hayali gerçeklerim var. Enteresan muallaklarımda var. Onları enteresan yapanda şüpheli varlıkları aslında.

Kulaklarımda bir çello sesi çınlıyor. Belki bir hayal. Belki de gerçek. Sıradan bir insan olsaydım sadece çınlamaya odaklanırdım. Oysa ben çellonun arşesini tutan parmakları hissediyordum avuçlarımda. Soğuk, belki de çok soğuk bir parmak kümesini, avuçlarımın içine alıp sarıyorum ne çok sıkı nede çok gevşek.

* Yukarıda yer alan metin “Nasıl Veli’rdim” adlı kitabımdan alıntıdır.

Sonraki Yazı

Serzenişte

Yorum Ekleyebilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-Bültene abone olun!

En son yazıların doğrudan e-postanıza iletilmesi için e-posta bültenine abone olabilsiniz.
✨ Sıfır spam

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız.